Fabl Nedir? Fabl Örnekleri


Bu makalemizde fabl örnekleri kısa, bilinmeyen fabl örnekleri, fabl örnekleri uzun, la fontaine fabl örnekleri, fabl nasıl yazılır, fabl nedir özellikleri, fabl nedir kısaca, komik fabl örnekleri gibi konuları ele alacağız.

Fabl Nedir?

Öykünce ya da fabl içinde bir ders ya da öğüt bulunan öyküdür. Yazar genellikle bu dersi öykünün sonunda 'gülme komşuna gelir başına' gibi bir cümleyle özetler.
Fablların kahramanları genellikle havyanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünür konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır.
Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır.
Genellikle öğüt vermek ve ders çıkarmak için anlatılan kısa bir öyküdür. Fabl sözcüğü Latince öykü anlamına gelen "fabuto"dan türemiştir. Fabllerin kahramanları çoğunlukla insan gibi davranan ve konuşan hayvanlardır. Bu durum öyküyü anlatanın insanların budalaca davranışlarını dolaylı olarak göstermesine olanak sağlar. Eğlenceli ve ilginç bir öykünün iz bırakacağı düşüncesiyle bu öğütlere kulak verileceği umulur.
Örneğin döğüşen iki horozu konu alan bir fabl vardır. Bu öyküde horozlardan biri yenilir ve kaçar. Öbürünün ise kazandığı zaferden başı döner çatıya çıkar ve zaferini duyurmak için sürekli öterek böbürlenir durur. Horozu gözüne kestiren bir kartal onu kaptığı gibi kaçar. Bu öyküden böbürlenmenin aptalca bir şey olduğu dersini çıkarmak zor değildir.
Yüzyıllarca önce Ezop adlı bir Yunanlı'nın anlattığı varsayılan bu öyküler gibi Eski Hint ve Akdeniz kültürlerinde de bu türden hayvan masalları vardır. Hint fablleri genellikle ders vermekten çok doğadaki bir olguyu açıklamak için anlatılır.
"Karga ile Tilki" "Kurt ile Kuzu" "Ağustosböceği ile Karınca" ve "Tavşan ile Kaplumbağa" gibi pek çok fabl eskiden olduğu gibi bugün de çocukların dinlemekten hoşlandıkları öykülerin başında gelir.
"Tilki ile Horoz" öyküsü ingiliz şairlerinden Geoffrey Chaucer'ın "Canterbury Tales"inde (1390; Canterbury Öyküleri) yer alır.
Hayvan masalları doruğuna 17. yüzyılda yaşamış olan Fransız Jean de La Fontaine ile ulaştı (bak. La Fontaine Jean De). Koşuk biçiminde yazılmış olan bu masallarda La Fontaine yaşadığı dönemdeki insanlarla kıvrak bir dille inceden inceye alay etmekte onların zayıf yanlarını yermektedir. 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında John Dryden ve John Gay adlı iki ingiliz yazar fabl yazma geleneğini sürdürmüşlerdir. 19. yüzyılda çocuk edebiyatının gelişmesiyle birçok yazar çocuklar için fabl türünde yapıtlar verdi. Bunlar arasında Levvis Carroll Rudyard Kipling Joel Chandler Harris'i sayabiliriz. George Orwell'in "Hayvan Çiftliği" (Animal Farm; 1945) adlı yapıtında olduğu gibi birçok çağdaş yazar da dünya görüşlerini dile getirmek için fabl türünde yazmıştır.

Fabl Özellikleri

Başrollerinde hayvanların rol aldığı hayvanların konuştuğu hayvan hikayeleridir (Örn: Ağustos böceği ve Karınca).
Bu isin en bilinen kişileri Beydeba Ezop ve La Fontaine‘dir.
İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.
Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur.
Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba’ya aittir. Beydeba ’nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır.
Türkçe'deki ilk örneği Harname'dir.

Hangi Türk Yazarlar Fabl Yazmıştır

Eski Türk edebiyatında sıklıkla görülen kıssadan hisse türü öykücüklerin zengin örneklerine Sadinin Bostan ve Gülistan ile Mevlana'nın Mesnevisinde rastlamak mümkündür.Bu türün en yaygın örnekleri Feridüddin Attarın Mantıkut Tayr ile 15 yy. şairi Şeyhinin yazdığı Harname adlı mesnevisidir. Türkçedeki ilk örneği Harname’dir.Batılı anlamda ilk örnekleri ise Şinasi vermiştir. Ahmet Mithat Kıssadan Hisse adlı eserini ahlakî gaye güderek yazmıştır. Bu eserde yazar Ezop'tan La Fontaine'den yapmış olduğu çevirilere ve kendi yazmış olduğu fabllere yer vermiştir Recaîzade Mahmut Ekrem La Fontaine'den Horoz ile Tilki Kurbağa ile Öküz Karga ile Tilki Meşe ile Saz Ağustos Böceği ile Karınca gibi bir çok çeviriler yaparak bu alanda Türk Edebiyatına katkıda bulunuştur Ali Ulvi Elöve Çocuklarımıza Neşideler adlı şiir kitabında La Fontaine Victor Hugo Lamartine'den yaptığı çevirilerin yanında yine bunlardan esinlenerek yazdığı fabl türü şiirlere de yer vermiştir. Nabizade Nazımın Bir Sansar ile Horoz ve Tavuk adlı eseri vardır Tarık Dursun K.nın fabl üzerine bir çok eseri mevcuttur. La Fontaine Ezop ve Krilov'dan çeviriler yaparak yayınlayan yazar hayvanlarla ilgili bir çok hikâye de yazmıştır.Nurullah Ataç Orhan Veli Kanık Ömer Rıza Doğrul Kemal Demiray M. Fuat Köprülü Vasfi Mahir Kocatürk Siracettin Hasırcıklıoğlu Sebahattin Eyüboğlu fabl türü ile ilgilenmiş çeviri yapmış araştırmalarda bulunmuşlardır.

Kısa fabl örnekleri

Küçük Fidan

Ekim ayıydı.sokağın yanındaki bahçede küçük fidan çok sıkılmıştı.kendi kendine mırıldanıyordu " portakalı soydumbaşucuma koydum... " O sırada okuldan kaçmış iki çocuk gördü.çocuklar beraber fidanın yanına gelip yapraklarını yolmaya başladılar.küçük fidanın canı çok yanmıştı.çocuklar farklı yerlerinden çekiştiriyor ve yapraklarını koparıyorlardı.kendini çok çaresiz hissetti.aklına geçen gün yine okuldan kaçan çocukların büyük bir söğüt ağacının yapraklarını kopardıkları geldi.o zaman söğüt ağacı ile dalga geçmişti küçük fidan.halbuki söğüt ağacı yalvarıyordu:"lütfen yardım edin canım çok yanıyor."

Çocuklar küçük fidanın yaprakları bittikten sonra gittiler.küçük fidanın aklına "gülme komşuna gelir başına"sözü geldi.böylece bir daha asla başkalarıyla dalga geçmedi.


Dört Kelebek

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:-Bu ateş aydınlatıcı bir şey! demiş..
İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki:
-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!
Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:
-Ve bu ateş yakıcı bir şey!
Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış ateş kanatlarını kavurmuş.
ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek “poff !” diye ortadan kayboluvermiş…
Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş. Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!


Uzun fabl örnekleri

Leyleğin Aklı

Güvercinin biri yüksek bir hurma ağacına yuva yapmıştı. Orada yumurtluyor yavrularını orada besliyordu. Güvercinin böyle yüksek bir ağaçta yavru beslemesi çok zor oluyordu.
Hayvancağız yavrular yavrulamaz bir tilki geliyor güvercini korkutuyordu:
-Ya yavrularını aşağı at ya da ağaca tırmanıp hepsini yok edeceğim diyordu.
Güvercin korkudan tir tir titriyor yavrularını aşağı atıyordu. Tilki de afiyetle onları yiyordu.
Güvercin yine yumurtlamış korku içinde yuvasında büzülüp kalmıştı. O sırada bir leylek gelerek güvercine selam verdi hatırını sordu. Üzüntülü olduğunu görünce bunun sebebini sordu. Güvercin olanları aynen anlattı. Bunun üzerine leylek:
-Bak sana bir akıl öğreteyim. Tilki yine gelirse dersin ki ben artık sana yavrularımı atmayacağım. Çıkabilirsen çık al. Beni ele geçiremezsin. Ben uçar kurtulurum ancak yavrularımı alabilirsin.
Bu sözleri söyledikten sonra leylek uçup gitti. Bir su kıyısına kondu. Tilki yeniden hurma ağacının altına geldi. Bağırıp çağırdı. Güvercinden yavrularını istemeye kalkıştı. Güvercin leyleğin kendisine söylediği sözleri tilkiye söyledi...
Tilki:
-İyi ama dedi bu aklı sana kim öğretti?
Güvercin:
-Kim olacak leylek.
-Ben ona şimdi kim olduğumu göstereyim de anlasın dedi.
Irmak kıyısına koştu. Leyleği görünce ona yaklaştı.
-Leylek dedi. Söyle bakayım rüzgâr sağdan eserse ne yaparsın soldan eserse ne yaparsın başını hangi yöne çevirirsin?
Leylek:
-Sağdan eserse başımı sola soldan eserse sağa çeviririm.
Tilki:
-Ya dört yönden rüzgâr eserse?
Leylek:
-O zaman başımı kanatlarımın arasına alırım.
Tilki:
-Bu işi nasıl yaparsın? İnanmam doğrusu. Böylesini hiç görmedim. Siz kuşlar öteki hayvanlardan daha akıllısınız herhalde...
Leylek tilkinin bu konuşmasından çok memnun kalmıştı.
-Bak yapayım da bir kere de sen gör.
Leylek başını kanatlarının arasına aldı. Tilki hemen leyleğin üzerine atıldı. Leyleği boğdu.
Tilki:
-Ey kendinin düşmanı dedi. Güvercine akıl veriyorsun da kendin neden akıllı olmuyorsun? Bak düşmanın seni avladı.

Salyangoz Evi

Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlarevini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış.Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.
Bizim salyangozkelebek ve uğurböceğini çok severmiş.Arada bir onlarla dertleşirsırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş.”Ah keşke!” dermiş.”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım.Hadi taşıyorumbari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.”
Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza;”Sevgili arkadaşımız!” demişler.”Hani evim renkli olsun diyorsun yabiz çaresini bulduk.Ressam olan bir tırtıl var.Seni ona götürürsek eğer evini rengarenk boyar.”
Salyangoz buna çok sevinmiş.”Ne duruyoruz!Hemen gidelim.”demiş.Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar.Gelen misafirleri dinleyen tırtıl boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış.Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş.Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.
Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış.Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar kisele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkıncaarkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş.Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş:”İyi ki saklanabileceğim bir evim var.Rengi olmasa daRengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.”
Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.


Kurt ile Köpek

Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış. Hasta ve çok zayıflamış olan kurt,ayakta zor durabiliyormuş. Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş. "Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?" demiş. "Herkes bizi düşman bilse de, biz uzaktan akrabayız. Doğrusu sana yardım etmek isterim." "Hiç sorma." demiş kurt."Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım.Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık.Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık." "Sen hiç üzülme."demiş köpek."Ben sana yardım edeceğim.Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel.Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım." Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt, sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş. Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş. Aradan yıllar geçmiş. Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış. Ormanda aylak aylak gezen köpek,eski dostu kurtla karşılaşmış."Hayrola?" demiş kurt."Çok perişan görünüyorsun." Köpek içini çekip; "Yaşlandım artık!" demiş. "Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu." Kurt;"biz eski dost değil miyiz?" demiş. "Şimdi yardım etme sırası bende. Hatırlasana,benim hayatımı nasıl kurtarmıştın? Hemen bir plan yapmalıyız.Tamam buldum! Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi?Şimdi ben gidip onu kaçıracağım,sen de geri götüreceksin.Böylece sahibin seni el üstünde tutacak." Bu sözleri söyleyen kurt,kaşla göz arasında gidip,çocuğu ormana getirmiş.Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden,yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler. Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki,insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar. Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.


Köpek Balığı ile Yunus

Okyanuslarda yunuslar varmış.Onlar iriymiş.Onlar güçlülermiş.Onlar insanların dostuymuş.Dara düşen insanlara yardım ederlermiş.Birde okyanuslarda köpek balıkları varmış onlarda iriymiş.Dara düşen insanları parçalayan köpek balıkları.Bir gün bir insan yüzüyormuş okyanusta.Köpek balığı saldırırken o insana yunus gelmiş almış avını köpek balığından.Köpek balığı demiş;
-vay hain yunus sen benim avımı elimden aldın sen hainsin.
Yunus aldırmadan bakmış insanın yüzüne gülmüş.İnsan da yunusu öldürüp yüreğini sökmüş.Köpek balığı basmış kahkahayı;
-Avıma karışırsan olacağı budur.Yunuslar bunun olacağını biliyormuş ama o; onun için üzülmez imiş insanın hainliği değil köpek balığının kahkahası bitirmiş onu.O günden sonra yunuslar intihar eder olmuşlar.

ASLAN İLE FARE

Herkes herkese yardım etmeli,

Ben büyük, o küçük dememeli İki masalım var bunun üstüne,

Başka da bulurum isteyene.

Aslan toprakla oynuyormuş bir gün;

Birde bakmış pençesinde fare,

Aslan, aslan yürekliymiş o gün,

Kıymamış canına, bırakmış yere.

Boşuna gitmemiş bu iyiliği.

Kimin aklına gelir,

Farenin aslana iyilik edeceği?

Etmiş işte, hem de canını kurtarmış.

Günün birinde aslan

Biraz çıkayım derken ormandan,

Düşmüş bir tuzağa,

Ağla içinde kalmış;

Kükremiş durmuş boşuna;

Bereket fare usta yetişmiş imdada;

Bu iş kükremekle değil,

Kemirmekle olur demiş.

Başlamış incecik dişlerini işletmeye Gelmiş ipin hakkından kıtır kıtır.

Bir ilmik kopunca ağdan hayır mı kalır?

Sabır, biraz da zaman Güçten, öfkeden daha yaman.

La Fontaine Masalları (Çev. Sabahattin Eyüboğlu)

 YARASA İLE İKİ GELİNCİK

Yarasa dediğimiz kuşun ne idüğü

Pek belli değildir bilirsiniz:

Kimine göre faregillerdendir.

Kimine göre kuşgillerdendir bu hemşerimiz.

Bir yarasa dalmış bir gün tepesi üstü

Bir gelinciğin yuvasına,

Farelere diş bileyen gelincik.

Yürümüş üstüne hemen haklamak için:

— Sen ha, demiş; ne suratla gelirsin evime?

Az mı kötülük etti

Senin soyun sopun benim milletime?

Fare değil misin sen?

Ben de gelincik değilim, sen fare değilsen.

— Aman, rica ederim, demiş yarasacık;

Farelerle ne ilişkim var benim?

Ben fare ha? Kim çıkarmış bu dedikoduyu?

Benim yok o taraklarda bezim;

Kuşum ben; gözün kanatlarımı görmüyor mu?

Yaşasın göklerde uçan soyum

Bu sözlere aklı ermiş gelinciğin:

— Haydi, uç git, demiş yarasaya.

İki gün sonra bizim şaşkın

Bir başka gelinciğin yuvasına düşmüş,

Ama bu gelincik de kuşlara düşmanmış.

Uzun burunlu bayan yarasayı

 Kıtır kıtır yiyecekken kuş diye,

— Aman etme, demiş yarasa;

Kanatlarıma bakıp beni kuş sanma:

Fareyim ben, yaşasın faregiller!

Ve kuşların canını alsın Jüpiter

Yarasa bu kurnazlığıyla

Kurtarmış canını bir kez daha.

Çoklarını gördük böyle,

Tehlike karşısında bayrak değiştiren.

Aklını yitirmeyen, adamına göre,

Yaşasın kral der kimi zaman,

Kimi zaman da: Yaşasın krala kumpas kuran

LA FONTAİNE Çeviren: Sabahattin Eyüpoğlu


İLGİLİ MAKALELER

ÜCRETSİZ KPSS VİDEO DERSLER, TESTLER BURADA TIKLAYINIZ

BENZER KONULARI SİTE İÇİNDE ARAYIN






  • SİTE İÇİ ARAMA
  • Kariyerdersleri.com
  • KATEGORİLER
  • HAKKIMIZDA
Avamın dini ile dini özünden öğrenenlerin(kulaktan dolma olmayan) dini bir olmaz.
KPSS MATEMATİK KPSS GEOMETRİ KPSS VATANDAŞLIK KPSS TÜRKÇE KPSS TARİH KPSS COĞRAFYA
İNGİLİZCE ALMANCA İTALYANCA KARİYER OYUN BİLGİSAYAR YAZILIM BİLGİSAYAR NETWORK
BİLGİSAYAR DONANIM BİLİŞİM TERİMLERİ CİLT VE CİLT BAKIMI HASTALIKLARIMIZ İNSAN VÜCUDU NEDİR